Neslihan, banyodan çıkıp mutfağa gitti. Fincanına kahve döktü. Şeker katmazdı, biraz süt döker hepsi o kadar. Kahvesini yudumlarken akşamdan sardığı sigaralardan birini yaktı. Aklına annesi geldi tekrar. ‘’Lanet olsun senin gibi anneye!’’ dedi farkında olmadan sesli bir biçimde. Neslihan henüz on üç yaşındayken Serkan diye bir erkek arkadaşı olmuştu. Nasıl olmuşsa annesinin bu durumdan haberdar olmuştu. Büyük olay çıkarmıştı. On üç yaşında bir kızın flörtünden nolurdu diye düşündü. Bunun için evde büyük fırtınalar koparmaya değer miydi? O günden sonra Neslihan diye seslenmiyordu annesi kendisine. Kız Orospu diye çağırıyordu sürekli. Neslihan bu aşağılanmayı hazmedemiyordu. Odasına çekilip yorganın altında saatlerce ağladığı oluyordu. Bir anne nasıl bu kadar acımasız olabilir diye düşünmekten kendini alıkoyamıyordu. Neslihan doğuştan esmer tenliydi. Annesi, bu baba tarafına çekmiş diye dışlıyordu adeta onu. Oysa ablası Gülhan öyle miydi? O annesinin beyaz tenli meleği...
Deniz manzaralı yazlık evin terasa bakan pencerenin perdenin tüllerine çıplak bedenini sarmış, ağzında sigara denizin kıyıya vurduğu dalgaları izliyordu. Yatağın içinde tıpkı onun gibi çıplak bir adam adını sesleniyordu. Neslihan, Neslihan… Duymuyor musun beni hayatım! Neslihan sesin geldiği yere doğru kafasını çevirdi. Bir adam yatıyordu çırılçıplak yarı dik durur vaziyette. Yüzü belirgin değildi. Kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordu. Kimdi bu adam? Yatağında ne işi vardı? Neden ikisi de çıplaktı? Uzun zamandır sık sık gördüğü rüyadan uyandı Neslihan. Neden sürekli aynı rüyayı gördüğüne anlam vermeye çalışıyordu. Rüyasına giren adamın kim olduğunu çok merak ediyordu. Neden yüzü belirgin değildi. Neden hep aynı rüyayı sık sık görmeye başlamıştı? Bir türlü anlam veremiyordu. Kalktı yatağından, mutfağa gidip akşamdan hazırladığı kahve makinasının düğmesine bastı. Kahve aroma...
İnsanın hayatından kalan nesnel hatıralar vardır. Seni geçmişe götüren, eski günlerini kah gülerek kah üzülerek anımsamanı sağlayan bir çok hatıra barındırır her insan içinde. İşte bu nesneler olmasa belki de o günleri asla hatırlamayacaktık. Silinip gidecekti hafızamızdan. Bu nesnel hatıralardan biri de leblebi tozudur. Leblebi tozu bir çocukluk nostaljisidir. Bir bayram bütün harçlığımı leblebi tozu ve çatapata verdiğim aklıma geldi. Seksenler çocuğunun en keyifli eğlencesiydi bu ikisi. Annemin sakın yerken konuşma sözüne aldırmayıp üstüne bir de ıslık çalmaya çalışırdım. Okula yakın her mahalle bakkalında bulunurdu. Maliyeti düşük, bağımlılığı büyüktü. Aksırması tıksırması bir tarafa dursun, önlüklerimiz de kirlenirdi ama müthiş eğlenceliydi. Ağzımızı doldurup, ''Yusuf'la Mesut'' demeye çalışırdık. Ha bir de rüzgara karşı yemeye çalışırdık. Çocukluğumun vazgeçilmez eğlencesiydi. Bakkala gidip elimizdeki tüm parayı bakkala uzatıp "amca bununla ne olur" ...
Yorumlar
Yorum Gönder