Kayıtlar

Leblebi Tozu

Resim
 İnsanın hayatından kalan nesnel hatıralar vardır. Seni geçmişe götüren, eski günlerini kah gülerek kah üzülerek anımsamanı sağlayan bir çok hatıra barındırır her insan içinde. İşte bu nesneler olmasa belki de o günleri asla hatırlamayacaktık. Silinip gidecekti hafızamızdan. Bu nesnel hatıralardan biri de leblebi tozudur. Leblebi tozu bir çocukluk nostaljisidir. Bir bayram bütün harçlığımı leblebi tozu ve çatapata verdiğim aklıma geldi. Seksenler çocuğunun en keyifli eğlencesiydi bu ikisi. Annemin sakın yerken konuşma sözüne aldırmayıp üstüne bir de ıslık çalmaya çalışırdım. Okula yakın her mahalle bakkalında bulunurdu. Maliyeti düşük, bağımlılığı büyüktü. Aksırması tıksırması bir tarafa dursun, önlüklerimiz de kirlenirdi ama müthiş eğlenceliydi. Ağzımızı doldurup, ''Yusuf'la Mesut'' demeye çalışırdık. Ha bir de rüzgara karşı yemeye çalışırdık. Çocukluğumun vazgeçilmez eğlencesiydi. Bakkala gidip elimizdeki tüm parayı bakkala uzatıp "amca bununla ne olur" ...

Ahiret inancı olan saraylarda yaşamaz

Resim
  Son bir haftadır dünyada olduğu gibi Türkiye'nin de çeşitli bölgelerinden orman yangını haberleri geliyor. Paha biçilemez seviyede orman arazimiz kül oldu. Bu duruma karşı yetkililerin açıklaması ise içler acısı: ''Envanterimizde yangın söndürme uçakları yok'' Sonrada çıkıp dünyayı yöneten ülkeler arasındayız de. Saraylar yapmaya, her bakana ayrı uçak almaya bütçe var ama ama yangın söndürme uçağı almaya bütçe yok. Daha onlarca israf sayılabilecek uygulamaya bütçe var ama orman yangınlarıyla mücadeleye bütçe yok. Doğayı koruma bilinci ilkesel bir tutumdur. Dücane Cündioğlu'nun da dediği gibi dindar bilincin ise ilkesi yoktur. Doğa, sanat, bilim dindar bilincin çıkmaz alanıdır. Doğaya karşı duyarsız kalmalarına şaşırmamak lazım. Bir ulema çıkıp fetva vermeden de en alttakinden en üstekine kadar hiçbiri bu yangınlara yönelik hassasiyet göstermez. Dindar bilinç her konuda ilkesiz olduğu gibi din konusunda dahi ilkesiz davranmakta. Saraylar yapmayı itibardan israf...

Hegel'in Mutsuz Bilinç Kavramı

Resim
  Hegel'e göre insana öz bilinç kazandıran şeyin önce nesneler ile daha sonra ise kendi denginde insanlarla ilişki kurmasıdır. Yani insan nesnelerle kurduğu ilişkide bilince, insanlarla kurduğu ilişkide ise öz bilince ulaşmakta. Hegel'in köle-efendi diyalektiğinden yola çıkarsak; efendi köle tarafından onaylansa bile tatmin ve mutlu olamıyor. Efendinin trajik açmazı şurada yatıyor: Kölenin korktuğu veya bağımlı olduğundan efendisini onayladığını bildiği için bunu gerçek bir onaylanma olarak görmüyor. Kısacası, insanın içindeki onaylanma isteği bir dengi tarafından karşılanırsa tatmin olmakta. İnsan karşısındaki tarafından kabul edilmek istiyor. Doyurucu bir kabul ediliş için kendi dengimizde veyahut bizden üstün insanların onayını almak isteriz. Birinin onayına muhtaç olma durumuna ise Hegel mutsuz bilinç demiş. Almanca bu duruma das unglückliche bewusst sein denir. İnsandaki kendisini eksik hissetme durumu karşısındaki kişiye karşı nefrete dönüşebiliyor. Yine Almanlar bu dur...

Vurdum duymaz bir toplumuz

Resim
  Bu yazıma Türkiye'de bulunduğum yıllarda yaşadığım bir olayı anlatarak başlayacağım. Evden işe giderken kullanmak zorunda olduğum bir dört yol vardı. Sürüş istikametini düşünürsek, bu yolda tek şerit sola, tek şerit düz ve tek şerit de sağa gitmekteydi. İlk zamanlar bende sol şeride yanaşıp sola dönmek için ilerlemeyi bekliyordum. Önümde en fazla beş on araç olduğu halde onlarca dakika beklediğim olmuştu. Nedeni ise; sola tek şeritle dönme imkanı varken yan yana beş araba diziliyordu. Toplamda en fazla dört aracın yan yana sığacağı yere sağ ve düz gidenlerle birlikte yedi sekiz araba oluyordu. Trafik adeta Arap saçına dönüyordu. Albert Camus "Veba" isimli eserinde şöyle der: "Bir kenti tanımanın en bildik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini sevdiğine ve nasıl öldüğüne bakmaktır." Türk insanını tanımak için de bu yöntemi kullanabiliriz. Kimse ne işini seviyor ne de beraber yaşadığı insanları seviyor. Ölümler bile acayip. O...

Atatürk ve Ben

Resim
  Geçmişimde beni rahatsız eden pek fazla bir şey yok diye düşünüyorum. Ancak sadece bir şey için kendi kendime kızdığım oluyor. O da şudur ki; Atatürk'e karşı önyargılı olduğum yıllar. Hele hele bugünün Türkiye'sinden baktığım zaman geçmişimin bu dönemi için gerçekten çok hayıflanıyorum. İnsan ideolojik saplantılarından kurtulduğu an, düşüncesi gelişiyor ve değişiyor. Kırk yıldır aynı düşüncedeyim gibi sözler sadece ve sadece aptalların savunacağı bir şeydir. Türk insanı akıl ile inanç arasında sıkışıp kalmış. Bu bir logos - mitos savaşı. Atatürk'ün en büyük derdi bu milletten logosçu bir toplum yaratmaktı. Çökmüş bir imparatorluktan yeni bir ulus devleti yaratırken neden bu kadar sert geçişler yaptığını anlayamıyordum. Bugün ise bu sert denilen geçişlerin bile yetersiz olduğunu görebiliyorum. Kim ne derse desin, Kemalizm bir aydınlanma hareketidir. Peki ya, hal böyleyken Atatürkçü düşünce neden toplumun genelinde karşılık bulmadı? Kimse inkar etmesin; İslam'i kesimde ...

İhsan Şenocak ve Tatlı Su Müslümanları

Resim
  İhsan Şenocak'ın voleybolcu kızlar hakkında attığı twitlere sosyal medyada verilen tepkilere bakınca şunu bir kez daha iyi anladım: Her konuda olduğu gibi din konusunda da ikiyüzlü bir toplumuz. Seküler bilincin din konusunda anlamadığı şey şu: Din denen olgu (hele ki İslam dini) salt iman ve inançtan oluşmuyor. İslam dini yaşadığımız hayatı da şekillendiriyor. Laik biri, ben içkimi de içerim Cuma namazına da giderim dediği zaman dindar bilinç de bunu anlamıyor. İslam dini Hristiyan gibi değil. İsa, bana inanın ve iman edin gerisi beni ilgilendirmez, Sezar'ın hakkı Sezar'a, Allah'ın hakkı Allah'a demişti. Ama senin mensubu olduğun din öyle demiyor. Bütün yaşantını ben belirlerim diyor. Yaşar Nuri Öztürk ve onun gibi bazıları ülkemizdeki tatlı su Müslümanlarına adeta can simidi oldu. İslam dini ile bu toplumun yüzleşmesi noktasında büyük bir engel oluşturdular. İhsan Şenocak'ın yazdıklarında İslam dinine uymayan tek bir cümlesi yok. Veya Cüppeli'nin, veya...

Gurbetçi nefreti

Resim
  Twitter'e bakınca, bir takım kişiler Türkiye'de ki kötü gidişatın sorumlusunu bulmuş: Gurbetçiler! Gurbetçiler bütün olup bitenin müsebbibi kabul edilip, şamar oğlanı muamelesi yapılıyor. Türkiye'ye yüzeysel bakıp, olup biteni göremeyen derinlemesine analiz edemeyen bazı embesiller yüzünden bütün Gurbetçilere yönelik abartılı bir nefret gözlemlemekteyim. Üç beş kişiye mikrofon tutup, onların salakça yorumlarını abartıp bütün gurbetçilere yönelik genellemenin ahlaklı bir yanı yok bana göre. Aslında Türkiye'deki linç kültürünü düşündükçe çok da şaşırmıyorum. Türkiye'deki gizli zenofobyanın dışa vurumudur adeta bu düşmanlık. Bir defa şunu kafanıza sokun; son model Mercedes'iyle iktidar güzellemesi yapan tipler dahi sizin kötü gidişatınızdan sorumlu değil. Türkiye'yi birileri yaktıysa, bu kesinlikle Almanya kökenli Türkler değil. Almanya'daki Türkler oy kullandı diye AKP iktidar olmadı! Sorumluluğu başkasına huyundan vazgeçin.  Hayatınızın kötü gitmesinin ...

Sen beni unutamazsın

Resim
Beni sev veya nefret et. Her iki türlü de beni asla unutamazsın. Sevseydin kalbinde olurdum. Sen nefret etmeyi tercih ettin. Ölene kadar hep aklında kalacağım. Ne yapsan sen beni unutamazsın. Hep bir boşluk duygusu içinde olacak. Sanki içinde derin bir hiçlik var gibi. Beni kah özleyeceksin, Kah benden nefret edeceksin. Kah aniden karşıma çıksa da boynuna sarılsam diyeceksin Kah öldürmek isteyeceksin. Sen beni ölsen de unutamazsın. Tam unutacakmış gibi olursun Bir şarkı çalar, bütün anıların depreşir. Sürekli oturduğum koltuğa dalar gider gözlerin. Dolabında bir parça eşyam geçer eline Sen beni unutamazsın... Boğazın düğümlenir, ağlayamazsın. Bütün bunları çok sevildiğimi düşündüğüm için söylemiyorum. Çok sevdiğimi bildiğim için söylüyorum.

Sen beni hiç anlamamışsın be gülüm

Resim
Her gün aklıma geliyorsun, her gün rüyama giriyorsun; derdin nedir senin anlamadım ki.. İçindeki acıyı damla damla göz yaşında bir tek ben görebiliyordum. Pişmanlıklarını, keşkelerini sadece ben fark ediyordum dalıp gidişlerinde. Umut edip bir türlü gelmeyen güzel günleri bekleyişlerini yüzünden ben okuyordum. Geleceğe dair endişelerini sadece ben seziyordum suskun kalışlarında. Hayatın yükünü kaldırmakta zorlandığını yine yalnız ben görüyordum omuzların düştüğünde. Kendine olan inancını yitirdiğini ben hissediyordum ürkek tavırlarında. Kırılmaktan ne kadar çok korktuğunu bir ben anlıyordum sesinin titrediğinde. Sevgiye, ilgiye, şefkate aç olduğunu yine ben hissediyordum bana sarıldığında. Olumsuz olaylar karşısında çaresizliğini bir ben görebiliyordum yüzünü yere düşürdüğünde. Hayatın seni yorduğunu bir tek ben görebiliyordum sigarandan acı acı çektiğinde. Seni bu hayatta bir ben anlıyordum aslında ama sen beni hiç anlamamışsın be gülüm...

Çekmeceler

Resim
Zenne filmiyle dikkatleri üzerine çeken  Caner Alper ve Mehmet Binay'ın yeni filmi. Bu filmde aşırı kasıldım desem yeridir. Zira kaybolmuş insanlar, kaybolmuş hayatlar beni her zaman çok etkiler. İzlemesi pek kolay olmayan ve enteresan ters köşesi ile güzel bir film. Küçük bir kızın ergenliğinden itibaren ailesi tarafından gördüğü muameleden hayatı boyunca nasıl takıntılara ve sorunlara sahip olabileceğini gözler önüne seren sağlam film. Çekmecelerini açması gereken bir baba, ve çekmecelerini açması için anahtar arayan çırpınan bir kız çocuğu. Açmaktan ya da açılmasından korktuğumuz çekmeceler, kilitler ve  anahtarların olduğu bir hayatı var her insanın. Bazı çekmeceler kilitli kalır, nedenler ve cevaplar orada gizlidir. Üzerinde durmadığımız, geciştirdiğimiz, konuşmadığımız her şeyin yarattığı travmaları görebiliyoruz bu filmde. Hayata dair gizlediğiniz, kendinize bile itiraf edemediğiniz her şey için izlenmesi gerek. Korkmadan çekinmeden senin ,benim ,karşı komşu...

Türk Lolita'nın kayıp hikayesi (2)

Resim
Neslihan, banyodan çıkıp mutfağa gitti. Fincanına kahve döktü. Şeker katmazdı, biraz süt döker hepsi o kadar. Kahvesini yudumlarken akşamdan sardığı sigaralardan birini yaktı. Aklına annesi geldi tekrar. ‘’Lanet olsun senin gibi anneye!’’ dedi farkında olmadan sesli bir biçimde. Neslihan henüz on üç yaşındayken Serkan diye bir erkek arkadaşı olmuştu. Nasıl olmuşsa annesinin bu durumdan haberdar olmuştu. Büyük olay çıkarmıştı. On üç yaşında bir kızın flörtünden nolurdu diye düşündü. Bunun için evde büyük fırtınalar koparmaya değer miydi? O günden sonra Neslihan diye seslenmiyordu annesi kendisine. Kız Orospu diye çağırıyordu sürekli. Neslihan bu aşağılanmayı hazmedemiyordu. Odasına çekilip yorganın altında saatlerce ağladığı oluyordu. Bir anne nasıl bu kadar acımasız olabilir diye düşünmekten kendini alıkoyamıyordu. Neslihan doğuştan esmer tenliydi. Annesi, bu baba tarafına çekmiş diye dışlıyordu adeta onu. Oysa ablası Gülhan öyle miydi? O annesinin beyaz tenli meleği...

Hüzünlü Kalp

Resim
Bu hayatta her şey insan içindir yazımda , insanın kimseyi kendinden fazla sevmemesi gerektiğini yazmıştım. Ne olursa olsun insan başına ne gelirse gelsin yaşadığı hayatı sevecek bir neden bulmalı. Bunun için de ilk önce kendini keşfetmeli. Bugün kötü bir haber aldım, içim burkuldu. İnsan hakikati göremediği zaman üzülür. İnsan en sevdikleri tarafından vurulunca çaresiz kalır. Bütün bedeni hüzün kaplar. Hüzün gözün ağlaması değildir, hüzün kalbin ağlamasıdır. Türkiye'de bulunduğum dönemde bir avukatlık bürosunda çalışıyordum. Bir gün ofise otuzlu yaşlarda, işi gücü olan güzel bir kadın geldi. Avukat hanımla birebir görüşmek istedi. Benim odam hemen yakında olduğu için kadının yürek çığlıklarını duyabiliyordum. Kocasının hayatında bir başka kadın varmış. Adamı yakalamış ama affetmiş çok sevdiği için. Adamı çok sevdiği her halinden belli oluyordu. Ona öfke kusarken bile adeta onsuz yapamam diyordu gözleri. Olay bu haliyle kapandı sanırken, adam boşanma davası açmı...

Türk Lolita'nın kayıp hikayesi (1)

Resim
Deniz manzaralı yazlık evin terasa bakan pencerenin perdenin tüllerine çıplak bedenini sarmış, ağzında sigara denizin kıyıya vurduğu dalgaları izliyordu.  Yatağın içinde tıpkı onun gibi çıplak bir adam adını sesleniyordu. Neslihan, Neslihan… Duymuyor musun beni hayatım! Neslihan sesin geldiği yere doğru kafasını çevirdi.  Bir adam yatıyordu çırılçıplak yarı dik durur vaziyette.  Yüzü belirgin değildi.  Kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordu.  Kimdi bu adam?  Yatağında ne işi vardı?  Neden ikisi de çıplaktı? Uzun zamandır sık sık gördüğü rüyadan uyandı Neslihan.  Neden sürekli aynı rüyayı gördüğüne anlam vermeye çalışıyordu.  Rüyasına giren adamın kim olduğunu çok merak ediyordu.  Neden yüzü belirgin değildi.  Neden hep aynı rüyayı sık sık görmeye başlamıştı?  Bir türlü anlam veremiyordu. Kalktı yatağından, mutfağa gidip akşamdan hazırladığı kahve makinasının düğmesine bastı.  Kahve aroma...

Unutmak zordur unutamayanlar iyi bilir

Resim
Unutmak zordur unutamayanlar iyi bilir. Tıpkı bir gölge gibi insanı hiç terk etmeyen bir histir unutamamak. Bunu okuyan kişi; Belki seni tanımıyorum...Şu an kiminle nerede neler yapıyorsun bilmiyorum.. Ama tek bildiğim; Bu dünyada yaşayan herkes gibi senin de unutamadıkların oldu. Unutulmayan aslında anılardır. Yaşanılan güzel günlerdir. Khalil Gibran şöyle der; Birine çarpılmak bir dakika sürer, beğenmek bir saat ve sevmek bir gün... ancak birini unutmak bir ömür. Gün geçse, ay geçse yıl geçse hatta koca bir ömür geçse de unutulmuyor bazı şeyler. O her neyse unutamadığın, ondan kaçabilirsin belki ama anılarından asla kaçamazsın. İnsan sevdiğini veya bazende acı yaşanmışlıkları unutamaz, unutmuş gibi yapar. Zaman gelir yorulur ve vazgeçer bile ama asla unutmaz. Unuttum sanırsın. Kafandaki her şeyi sildin zannedersin. Ama o unuttuğunu sandığın şey, karşına bir gün aptal bir cümlenin içinde yer alarak mideye giren kramplar şeklinde tekrar zihinde canlanır. Unutamamak... U...

Hayatta her şey insan içindir

Resim
Hiç kimse ve hiçbir şey vazgeçilmez değildir. Sadece sabretmek gerekir. Kendini geliştirmek yerine manasızca vakit ve emek harcadığın her şeyden vazgeçmelisin. Derdini kimseye anlatma. Sıkıntını dağa, taşa, denize anlat; deli gibi koş, çığlık at ama herkese anlatma. Hayatta her şey insan içindir. Hata yapman gerekiyorsa yap, sonucuna katlan, sızlanma. Her insan hayal kırıklığı barındırdığı kadar, bilgelik ve hayat hikayesi taşıyor. Hayat kimseye çiçek böcek değil, tanıdığın tanımadığın herkese sabırlı davran. Vicdanını kaybeden insanlara asla yaklaşma. Planlarını kendine göre yap, adımlarını kendine göre at. Hiçbir şeyi erteleme. Sevgiyi, acıyı, öfkeyi, aşkı her şeyi zamanında yaşamak lazım. Kendinle aran iyi olsun. Sonuçta seni terk etmeyen bir tek sensin. Hiç kimseyi baş tacı etme. Çocuğun dahi olsa herkes ederi kadar değerli olmalı gözünde. Asla kendine başkasının gözünden değer biçme! Belli bir yaşa kadar oturttuğun karakterini hiçbir şartta eğip bükme. Kend...

Duvara Karşı

Resim
Fatih Akın deyince, yine uyuşturucu tripleri, sağlam underground müzikleri, yine bir kişiliğini bulamamış kültür-altkültür hikayesi ile karşı karşıyayız. Fatih Akın'ın Duvara Karşı (Gegen Die Wand) izlemediyseniz en kısa zamanda izlemenizi öneririm Hamburg'dan İstanbul'a uzanan bir hikaye. Başrollerde Sibel Kekilli ve Birol Ünel'in olduğu  harika bir ''gurbetçi dramı'' olmuş. Başarısız intihar girişiminden sonra, ailesinin baskısından kurtulmak için kendinden yirmi bir yaş bir anlaşmalı evlilik yapan on dokuz yaşında bir kızın hikayesi. Cahit hayatla sorunu olan kokain bağımlısı orta yaşlarda bir adam. Sibel ise aileden baskı gören, psikopat bir annenin elinde büyüyen, iki kültürün arasında kalmış henüz daha hayatının baharında olan genç bir kız. Sibel hayatını yaşamak yaşamak isteyen, özgürlüğüne düşkün bir Almancı kızı. Bu iki karakterin yolu Sibel'in bir hastanede kesişiyor. (Dönerci de olabilirdi, aklıma geldi) Sibel Cahit'te kurtu...

Affetmek

Resim
Kimseden asla affedemeyecek kadar nefret etmedim henüz. Umarım hayat karşıma böyle birini çıkarmaz. Ya da zamanla nefret duygum dindi. Bilemiyorum. Asla affetmem dediğim kişileri bile bir zaman sonra affettim. Tuhaf gelecek belki ama... Affedemeyeceğimiz insan yoktur. Affetmek için gerekli şartlar vardır. Karşısındaki kişiyi yaptığına pişman etmeden affetmez çoğu insan. Bende zaman zaman bu yolu izlemişimdir. Sonunda affetmişimdir. Aksi takdirde sırtına yük olur öyle bir mesele. Affetmek geçmişi, geçmişte olanları değiştirmez ama bundan sonrası için önemli. Geleceği, gelecekte olacakları etkiler, büyütür. Bırak at sırtından onu, yük etme kendine. Yoluna sensiz devam etsin. Senden uzak olsun Mısır'a Sultan olsun. Kalbimde nefret tohumlarına yer vermiyorum, kendi nefretinde boğulsunlar. Zamansız gidişini kabullenemediğimiz, veda etmesini beceremeyen insanı bile affedebiliyorsak, herkesi affedebiliriz. Lanet ederiz, öfke duyarız, intikam isteriz ama bir gün gelir...

Kadınlara güvenmek

Resim
Kadınlara güvenmeme meselesi derken... Bir kadının beraber olduğu erkeği başka bir erkekle aldatmasından bahsetmiyorum. İkili ilişkilerdeki kadına duyulan güvensizlikten bahsediyorum. Kadınlarla biraz zaman geçiren her erkek ilk bunu öğrenir. Kendisine yüzde yüz güvendiğinizi anladıkları an ilk hamleyi yaparlar Aslında bir kadına güvenerek büyüyoruz. Daha sonra büyüyünce de yaşarken güvenmemeyi öğreniyoruz. Kadınlarla cinsel bütünleşmeden ziyade ruhsal bütünleşme içinde olan her erkek eder bu tecrübeyi. Her ilişki yaşadığın kadın sana iyi bir adamsın, sen benim için vazgeçilmezin, aradığım bir erkeksin, merhametlisin senden iyi bir eş, iyi bir baba olur ..vs demiştir. Bütün bunları söyleyen aynı kadın daha sonra sende seni sen eden ne varsa değiştirmeye kalkar. Değiştiremeyeceğini anlayınca da, aradığım sevgi, ilgi değilmiş der. Geriye hangi şıkkın kaldığı ortada. Bir erkek beğendiği bir kadına çabuk bağlanır. Bu bağı da maalesef kolay kolay kopartıp atamaz. Hayat...

Hayat hikayen öyle içimi acıtıyor ki

Resim
Hayat hikayen öyle içimi acıtıyor ki... Hani şarkıda diyor ya; Ağladım mı, güldüm mü? Yaşadım mı, öldüm mü? Düşündüm de; ben seni değil, senin o acı dolu hikayeni sevmişim. Sevgiye öyle aç, öyle muhtaç bir hayat sürdün durdun. Ne saçını okşayan oldu, ne de bir merhamet gösterenin. Anne babasının şefkatine muhtaç küçük bir çocuk misali çevrenden ilgi dilendin. Bazen bir şarkı, bir ses, bir anlık ufuk çizgisine bakmak ya da yalnızken gelen refleks insanı kaybolan yıllara götürür. Bu olduktan sonra sancılı bir geri dönüşe hazır olmalısın, çünkü gücünün yetmediği, istediğin ama gerçekleşmeyen bir çok olay orada saklı, kilitli halde beklemektedir. Hani babanın tatilde olduğu bir fotoğrafın altına yazmıştın ya, Çocukluğumu; sizinle olduğum dönemleri öyle özledim ki diye. Öyle içim acımıştı ki.. O kadar derinden hissetmiştim ki içinde kopan fırtınaları. Yalnızlığını ancak bu kadar haykırabilirdi bir insan. O gece sabaha acını içimde hissettim. Bu dünyada, her arzun her eme...

O gidince hayatından enkaza dönersin

Resim
İnsan bazen birini öyle sever, birine öyle bağlanır ki... Bu belki bir aşık olduğun kadındır. Bazen annen. Bazen çok sevdiğin bir arkadaşın. O insan hayatında öyle yer kaplar ki.. Çevrende yüzlerce insan vardır ama hepsi bir tek o kişi yapmaz. Bütün hepsinin varlığı onun yokluğunu doldurmaz. O senin sesin, elin ayağın, neşen, yaşama sevinci olmuştur. O gidince hayatından enkaza dönersin. Hasretin yarası bir türlü kapanmaz. Kalabalıklar içerisindesindir ama aslında anılarınla yalnızsındır. İçinde yaşarsın her şeyi, belli etmemeye güçlü durmaya çalışırsın. Kimse bilmez, çaresizlik nasıl boğar insanı. Tutunacak bir dal aramaktan el yorulur, ayak yorulur, yürek yorulur. Bu, kişinin içinde eriyip, yok olmasıdır. Gün gelir unutmuş gibi yaparsın ama asla unutmazsın. Bir ömür boyu kalbinde izi kalır. Onun yokluğu belki kabullenilir ama asla unutulmaz. Unutulmadığı gibi hüzün dolu bir hatırlayışı bile güzeldir. Dolabını karıştırırken eline bir tutam saçı geçer. Dalar giders...